Tasarımcı

22 Şubat 2006 | CAR STYLING

Fotoğrafı büyütmek için tıklayın

Engin Okvuran'dan...

 

Tasarım duayeni Chief Designer Engin Okvuran'ın CAR Styling dergisinin şubat sayısında yayınlanan yazısı....

 

Bu yazımda bildiklerimi değil, düşüncelerimi bir disiplin içinde yazacağım....

Tasarım konusunda geçmiş aylardaki Car Styling dergisine baktığımda bir hayli yol aldığımızı görüyorum. Doğaldır ki; yazılarımızı takip edenler var, dergiden bihaber olanlar var. Yazdıklarımın edebi yönünü bir tarafa bırakın, nerede ise bir sömestirlik ders verdiğimi görüyorum. Ve de aktardıklarımı, koskoca 25 yılda Türkiyemiz'in en önde gelen otomotiv şirketinde baş tasarımcı olarak, aktarılması gereken kadar yazıya döktüm. Sanırım verdiklerim, bir daha kolay kolay kimsenin yazmaya bile cesaret edemeyeceği, hatta yanına bile yaklaşamayacağı, ve de bu kadar büyük şirkette çalışıp da dergide yazı yazmanın oluru bile hayal iken, ben yazdım. Neden...?

Nedenlerin sıralanmasında ilk yeri güven alır. Şirketim bana güvenmiştir. İkincisi, ve de bana göre en önemlisi yurdumuzda otomotiv dizayn konusunda, pek bunu söylemek hoş değil ama, bu araç benim tasarımımdır diyen kaç kişi çıkacak...? Ben ismen büyüklerimi biliyorum... Üç kişi değildir. Koskoca vatanımda bu büyük otomotiv dünyasında...

Konumuz bugün budur. Neden tasarım dünyasında, evet genelleme yapıyorum, neden tasarım dünyasında çok az sayıdayız. Aslında tam yerine oturmuş sözcük bulamıyorum. Bakınız yukarıda paragraflarda kendi kişiliğimi aşan laflar sarfettim. Otomotiv dünyasında beni bilen bir dolu insan vardır. Yazdıklarım yaptıklarımız yanında değil devede kulak olmak, denizde damla kalır. Ama bir dostumun ricası ile ve de şirketimin anlayışı ile dile getirdiğim yazıların bir kopyası da bir yerlerde olmayacak.

Kimdir okuyanlar...?
Takip edenler...?
Üniversiteler...?
Gazeteciler...?
Tv...?
Heleki gençler...?
İşte vatanımın gerçeği burada...


Eğer ben üniversite çağlarımda bu şekilde tasarım konusunda yazı yazan birini görseydim veya bir sayfasını okuyabilseydim, yatağımı yorganımı adamın kapısını önüne sererdim. Yine bir hocamın dediğini tekrar edeyim : ”Bir şeyi bilmek demek, onu bir yerden öğrenmek demektir.”

Yazılar yazdığım derginin inanın sahibini tanımam... Belki ayıp bile olacak ama şu an adını bilmem.Bir defa beni ziyarete gelmişlerdir, o kadar. Anlatmak istediğim olgu şudur; bir sürü riskleri yaşam şeklim olan cesaretim, ve de yardımlaşmamdır, paylaşmamdır yazılarım... Tasarımın içinden aktardıklarımdır yazdıklarım. Endişem sanki kendim yazıp kendim okuyormuşum gibi geliyor bana. Gerçekte de böyle ise, hakikaten günah...

Dergimden ricam şudur; tüm üniversitelere bu dergiden ücretsiz gönderin. Hele tasarım fakültelerine mutlaka yollayın. Aralarından gelen biri olarak, arkadaşlarımın çoğunun haberi yoktur. Hele son sınıf öğrencilerinin heyecanını bilirim. Ne yapacağız iş hayatında diyen arkadaşlarıma okutun yazılarımı.


Gazatelere yollayın. Hala vatanımda montaj diyen, tasarımı kökünden dışa bağlı diyen, televizyonlara da bende çizdim diyen gazeteci büyüklerime ismen yollayın.
 

Otomotiv dünyasının, mühendisliği ile, tasarımı ile, teknolojisi ile nerelere geldiğimizin kanıtını sürdüm yazılarımda. Hikayesini yazmadım. Felsefesini yapmadım. Zamanımı verdim.

Bir büyüğümün dediği gibi kendim için bir şey istiyorsam .........Bakınız nerelere geleceğiz buradan.


Tasarlamak için ortamın, yani bulunduğunuz aileden başlayıp, sosyal kuruluşlar dahil, iş yeriniz ve de ulusunuzun da hazır olması gerekir. Özet ile çevrenizin de hazır olması gerekir.


Geçen gün moda dergisinde bir büyük firmanın ortağı veya yandaşı "ben terziyim" dedi. Çok hoşuma gitti. Tasarımcıyım diyemedi, bana göre kendileri tasarımcıdır. Yani şunu demek istiyorum. Tasarımcı olmak, ve de endüstride tasarımcıyım demek ne demek...? Ne demekleri ortaya koyduk ve nasılları anlattık.


Değişen, ilerleyen Türkiyemiz’de açılması gereken kapılardan bence en önemlisi tasarımdır. Yabancı kaynaklı televizyon programında, yapılması düşünülen açılır kapanır spor kompleksinin maketini tasarımcılar yapıyor. Mimarlar nasıl çiziliri tartışıyor ve de sırası ile diğer mühendislikler konuya giriyor.


Devasa köprünün maketini tasarımcılar yapıyor. Şehre uygunluğu, estetik yaklaşımlar, zamana karşı açıklığı vs... Bakınız dünya nerede... Önce ortaya konulan tasarımcının dünyasıdır. Yoksa dört adet sütünü denize indirip 6 şeritli yol yapmak sonra geliyor. Sakın kimseyi de kırmayalım... Medeniyet tasarlamaktan geçiyor.


O neden ile adamcağız ben terziyim diyor... Stilistim, designerim, tasarımcıyım diyemiyor...
 

Şehrin bir sokağına dikilecek dört adet ağacın kararını bir belediye başkanı veremez... Zaten verdik de ne olduğunun hali apaçık ortada değilmidir...


Şehrin halk otobüslerinin rengini de, ancak diyebiliyorsa birileri "ben tasarımcıyım" karar verebilir. Gazetelerde okuyorum, şu üniversitenin taşıtlar kürsüsü başkanı aracın renklerine onay vermiş... Kendileri nedir... Designer, tasarımcı? Hayır, ise seçim kesinlikle yanlıştır.


İşte benim hayıflanmam buralardan başlıyor. Bir örnek de vereyim. Kadıköy'ün göbeğindeki üstünden tren geçen köprünün beton ayakları... Sanırsınız ki dünyayı sırtlıyor... Yahu insan bir Sultanahmet’teki caminin kolonlarına bakamaz mı?...Ha kimsede şimdi biri dinamik biri statik demesin lütfen.Yani buna benzer bir sürü yerlerde köprü ayağı gördüm.Bu kadar kalın, estetik duyguları bir kenara atılmış, şehrin genelinden uzak olamaz.... Şehirdeki insan da kale duvarı gibi köprünün ayağından rahatsızlığını ortaya koyamaz ise, medeniyet elinizden kaçıp gidiyor demektir. Dedik ya, adam köprü yapacak, önce tasarımcılarını çalıştırıyor... Buraya ne yakışırı tartışıyor... Halkımın gözünden yanlışım kaçmaz, beni ayıplar, geleceğe komiklik bırakmayalım heyecanını yaşamıyorsak, medeniyet elimizden gidiyor demektir.


Hey koca Sinan, sende koca kalın kalın minareler yapamaz mıydın? Ne kadar kolay olurdu, ya da kübbelerini hemen diki verirdin yanlarına değil mi...? Ne altın oran ile tartışırdın, nede 1000 metreden nasıl gözüküyoru, ne güneşin batışındaki ışık oyunlarınıı, nede şehrin mozağine, estetiğine, mistik yapısına, zaman içersinde nereye gider diye düşünmek zorundamıydın... Zorundaydın çünkü tarih sana koca Sinan diyerek ancak ödeşebliyor.

Otomotivde de tasarım Koca Sinan gibi düşünenlerindir. Tüm ayrıntlar ince ince, detay detay, zamana açık, temiz, kendi içersinde tutarlı, tadında kararların verildiği uzmanlık dalıdır. Farların yapısı, arka stop lambaları, gösterge saatlerindeki uyum, kapının kolu ve de tümü ile aracın şekli.


Sen yeşil alan yaratıyorsun. Etrafına laf olsun diye birbirine geçen demir çubuklar ile çimenleri koruyorsun güya. Halbuki estetik, yeşil alanın sınırlarındaki estetik demirlerdedir. Demiri estetik çizemez isen, paslanan, kırılan o demirler.........??? laf ola... İşte yaşamımızdaki detaylar bunlardır. Ben şahsen bu görüntülerden son derece rahatsız oluyorum. Bakıyorum adam evi yapmış, apartmanı dikmiş duvar ise sanırsınız hapishane duvarı. Eğik, demirler öyle konmuş. İnanamıyorum. Asıl duvar sanat kokacakki yaptığın iş iş olsun... Neredeee... Neden yapıyor böyle... Her halde bir kaç kuruş tasarruf... Hadi ya başka işinmi yok diyenlere; ellerinizi açıp yalvarır şekilde açın şu Avrupa kapısını diye bekler dururlar...


Ama otomotivde bırakın Avrupaya gitmeyi, Avrupa hatta dünya nasıl başardığımızı konuşuyor. Nasıl yapıyorsunuzu tartışıyorlar... Gayet basit. Her detayı ama her detayı çiziyoruz. Tartışıyoruz, maketler yapıyoruz, fikir alıyoruz, tenkite açığız, birbirimizi dinliyor, sorumlulukları paylaşıyor, kimsenin işine karışamıyoruz . Bilmediğimizi soruyoruz. Yapılanları izliyor, yapılacakları tartışıyoruz. Hiç birimizin dediği dedik olmuyor, ilgili ilgisiz kişlerden fikir alıyoruz, gittiğimiz yerin doğruluğunu defalarca test ediyoruz. Her birim kendine patron oluyor, eteğindekini döküyor, ayıklıyoruz, seçiyoruz v.s. Ve de tamam artık her şeyi biliyoruz dediğimiz gün, yeniden öğrenmeye başlıyoruz. İlk günkü heyecan ile kendimizi yeniliyoruz. Zamanın hızına yetişmek kolay olmuyor. Şuraya 3 ağaç dikelim ile estetik olunmuyor. "Köprü ayağıdır ne olacak " ile olunmuyor.


Sonra da kurban bayramlarında görülen zalim, ilkel, din dışı, insanlık dışı, Allahımızın bile bakmaya cesaret edemeyeceği görüntülerden rahatsız oluyoruz. Yok öyle şey. Sen şehrinde estetik olguyu yaratama, kaldırımları istediğin gibi kapla, köprünün ayağını duvar gibi yap, çarpık çurpuk binalara izin ver, şehrin göbeği diz boyu çamur, reklam panolarını istediğin yerlere koydur, güzellik adına doğadan başka bir şey katma...Cemaat hoca hikayesidir bu.


Amacım kalem kağıttan önce kafalarımızın tasarlanması gerekliliğine bakıyorum. İnsanoğlu çevresine göre tepki verir. Stadyumdaki küfür eden adamlar gibiyizdir. Bakınız aklıma ne geldi... İnsanın inanası gelmiyor. Stadlardaki tuvaletlerin halini bilen var mıdır? Ben hadi ismini vermeyeyim İstanbul’da bir stadyuma gittim. Bir İspanyol itakımı ile maç vardı. Oturduğum tirübün de en pahallı yer. Yanımda da bir sürü İspanyol seyirciler... Tuvalete gittim,manzara şu idi; Tuvalete kadar yerde bir karış ne olduğu bilinmeyen su var... İspanyollar dahil, ben paçalarımızı yukarıya kaldırarak yürüdük... Tam bir rezalet ve de son perde, tuvaletin önünde tam bir kazma adam ve de elinde ağaçtan kesilme bir sopa vardı... Sıraya mı sokuyordu anlayamadım...!!!

Ertesi gün gazetelerde Allah'ın bir yazarı bundan bahsetmedi. Maçı kazanmış olsak ne yazar, kaybetsek ne yazar... Ama eminim ve de adım gibi biliyorum tuvaletteki halimizi İspanya'da yazmışlardır. Şimdi o maça gelen İspanyolların Türkiye için imajı nedir...? Veya bu imaj sahibi ülkenin hangi tasarımcısını ön plana çıkarabiliriz. Demezler mi önce sen kendi tuvaletlerini tasarla diye...Hadi geçiniz oradan, adam yarın Nişantaşı'nın göbeğinde deve kesse rahatsız olmayacaksınız. Ama atılan bir gölü 3 ay yazacaksınız. Olması mümkün değil... Yani ortam bu ise neyi nasılı tasarlamak ve de tasarlamacıyıda ön plana çıkarmak, yani medeniyete yaklalamak gerçekten zor. Yine de mücadeleye devamdan başka ne yazık ki bir şansımız yoktur. Bu şansı er geç yakalayacağız. Çalışmaya devam....

Tasarımcı yaşamı eleştirir, kafası rahat değildir, çirkinlikleri süzer, güzellikleri yapıştırır. Onun dünyası estetiktir. Çünkü aldığı eğitimin ilk parçası ESTETİKTİR. Hangi ilimde, hangi mühendislik dalında estetik yokturki..? Estetik medeniyettir beyler, hanımlar. Yoksa sadece yüzümüze yaptırdığımız estetik değildir.

Konuyu yine otomotive bağlarsak, aracımızın müşteriye gitmesindeki en önemli konu estetik oluşudur. Bu buzdolabıda olur, çorba içtiğiniz kaşıkta olur, köprünün ayağı olur, hatta içtiğiniz ilacın hapı bile olur. Doğaldır ki, direksiyon da, far da, pedal gazıda..... Yazımızı toparlarsak, çevremiz tasarıma hazır mıdır?
ÇALIŞILMASI GEREKEN DERS BUDUR.

Bakınız otomotivde tasarım olan konumuzdan, nerelere akıp gittik...


Üzülerek söyleyeyim ki, hiç bir şey durup dururken olmuyor. Bu zaten bir fizik ana kanunudur. Birey olarak rahatsızlığımızı dile getirmekten, her konuda eksiğiz. Belki yılların getirdiği demokrasi anlayışımızdan tutun da, eğitim alanındaki yüzdemizden alın da, kültürümüzü yerleştiremediğimizden geçiniz de, basının kendi içindeki tutarsızlığı alın da, basının işi gücü Fenerbahçe-Galatasaray çekişmesine, yine futbol yüzünden anlaşılmayan kindarlığımızdan alın da, yerlere tüküren, burnununu sümkürüp pantolununa süren halkımdan tutun da, Türkiye televizyonuna çıkan spor komiği adamından tutun da, sanat konusundaki çaresizliğimizi tutun da...v.s.
Peki ne olacak şimdi..??
Olacak olan zamanın akıp gitmesidir...
Sıramızı bekleyeceğiz....!!!
YOKSA SUYA YAZI YAZMAK İSTEMEDİĞİMİ DE HAFİFTEN BELİRTMEK İSTERİM.

Saygılarımla.
 


Ana Sayfa | Tüm Dizaynlar | Haftanın Dizaynları | Dizayn Gönder | Tüm Haberler | Forum | Hakkında | Site Haritası | Reklam Verin | e-mail